|
1.Gün Cumartesi: Trabzon Havaalanı’nda saat 09.00'da sabah uçağıyla gelen grubu karşılıyoruz. Otobüsle gelen katılımcılarımızı da 09.30'da otogardan alıp bir hafta sürecek olan Doğu Karadeniz gezimize başlıyoruz. Öncelikle kent merkezine geçip Trabzon gezisi yapıyoruz. İlk durağımız Ayasofya Kilise Müzesi.. Müze, şehirin sahil kesiminde, merkeze 2 kilometre uzaklıkta bir set üzerine kurulmuş ve Trabzon İmparatorluğu krallarından 1. Manuel Kommenos zamanında (1238-1263) inşa edilmiştir. Kuzeydeki dört sütunlu ve üç apsisli şapel yapıdan daha eskidir. Yapının 25 metre batısındaki çan kulesi 1427 yılında yapılmıştır. Ayasofya kilisesi, bölgedeki son Bizans devri yapıları arasında en önemlilerinden birisidir. Yüzyıllar boyu şehri ziyarete gelen seyyah ve araştırmacıların dikkatini çekmiştir. 1958-1962 yılları arasında restore edilerek 1964 yılında müze olarak ziyarete açılmıştır.
Kısa Trabzon turumuzun ikinci durağı Soğuksu semtindeki Atatürk Köşkü.. 1903 yılında, bölgede yaşayan bir Rum armatör tarafından Avrupa mimarisiyle yaptırılmıştır. 1924 yılında Atatürk’ün Trabzon’a ziyareti sırasında kendisine hediye edilmiş ve Atatürk, 1930 ile 1937 yıllarında bu köşkte ağırlanmıştır. Dersim isyanını bastırma planını burada kaldığı süre içerisinde yapmış ve yönetmiştir. Ayrıca vasiyetinin bir bölümünü de burada yazmıştır. Köşk gezimizin ardından öğle yemeği için Akçaabat’a geçip hep birlikte meşhur Akçaabat köftesinin tadına varıyoruz. Yemekten sonra Doğu Karadeniz’deki heyelan set göllerinden biri olan Sera Gölü kıyısına gidiyoruz ve göl çevresinde kısa bir yürüyüş yapıyoruz. Daha sonra Maçka Altındere Vadisi’ne gidip adeta Doğu Karadeniz’in ve Trabzon’un simgesi olan Sümela Manastırı gezisi yapıyoruz.
Sümela Manastırı, deniz seviyesinden 1150 m. yükseklikte yer alan bir Rum manastır ve kilise kompleksi olup, tam adı Panagia Sumela veya Theotokos Sumela'dır. Yaygın inanca göre, Karadenizli Hristiyan Rumlar Mela dağındaki mucizevi Panagia ikonosundan bir şey diledikleri zaman 'stou mela' derlermiş, bu kelime zamanla Sumela'ya dönüşmüştür. Bu yüzden manastıra ‘Karadağın (Mela dağının) bakiresi' de denilmektedir. Kilisenin MS 375-395 tarihleri arasında inşa edildiği sanılmaktadır. Doğu Karadeniz’de anlatılan bir efsaneye göre Atina'lı Barnabas ile Sophronios adlı iki keşiş aynı anda rüyalarında, İsa’nın öğrencilerinden Aziz Luka’ın yaptığı üç Panagia ikonundan, Meryem’in bebek İsa’yı kollarında tuttuğu ikonun bulunduğu yer olarak Sümela'nın yerini görmüşler. Bunun üzerine birbirlerinden habersiz olarak deniz yoluyla Doğu Karadeniz’e, Trabzon'a gelmişler, orada karşılaşıp gördükleri rüyaları birbirlerine anlatmış ve ilk kilisenin temelini atmışlardır. Bununla birlikte manastırdaki fresklerde sıkça yer alıp, özel bir önem verilen Trabzon İmparatoru III. Alexios’un (1349-1390) manastırın gerçek kurucusu olduğu sanılmaktadır. Manastır topluluğu; ana kaya kilisesi, iki şapel, ayazma, hizmet birimleri, keşiş ve öğrenci odaları ile misafirhaneden oluşur. İki katı teras olmak üzere altı katlı olan manastırın 72 odası vardır. Her kattaki sekizer oda, İncil’den alınan konuların işlendiği fresklerle kaplıdır. Fresklerin çok azı günümüze ulaşabilmiştir. Sümela Manastırı’nın en dıştaki balkonlu kısmı ise Osmanlı döneminde 19. yüzyıl ortalarına tarihlenir, özellikle iç mekan kurguları Türk mimarisi esas alınarak yapılmıştır. Manastıra vadideki dereden su getiren kemerler dış cepheden görülebilir. Binanın arkasındaki bahçede bulunan havuzlu çeşmenin suyu kutsal sayılmaktadır. 1923 yılında boşaltılıp terk edilmiştir. Daha sonra geçirdiği yangın, doğa koşullarının etkileri ve çeşitli yağmalar sonucu kısa sürede harabe haline gelmiştir. 1972 yılında ören yeri olarak ziyarete açılan yapıda, yaklaşık 2 milyon YTL harcanan restorasyon çalışmaları halen devam etmektedir. Gezimizin ardından Maçka'ya dönüp Coşandere Oteline yerleşiyoruz. Otelimiz şehir merkezinden uzakta, gürültüden uzak, dört katlı, ahşap, iki kişilik lüks odalara sahiptir.
2.Gün Pazar:
Maçka'nın en güzel vadilerinden birine doğru yönelip Trabzon'daki manastır sistemlerinden biri olan Vazelon Manastırı gezisini yapacağız. Vazelon, Kiremitli köyü sınırlarında çok güzel bir vadi ve dağ yamacında Göknar ve Kayın ağaçları arasında kalan bir manastırdır. Stabilize toprak yoldan ve patikadan yarım saatlik bir yürüyüşle Manastır’a ulaşıyoruz. Adını, eteklerinde olduğu "Zobulon Dağından" aldığı söylenmektedir. Çoğu araştırmacı yapının tarihini kesin olarak vermemekle birlikte; bazıları ilk inşa tarihini MS. 270, bazıları MS. 317 olarak belirtir. 527-565 yılları arasında Justinyen tarafından tamir ettirilmiştir. 702 yılı ile onu izleyen yıllar içinde esaslı şekilde yenilenmiştir. Vazelon Manastırı, 13. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar Maçka'nın ekonomik, sosyal ve kültürel hayatında etkinliğini sürdürmüştür. Sumela Manastırı’nın; yöredeki en zengin manastır olan Vazelon Manastırı’nın gelirleri ile yaptırıldığı söylenir. Eski manastır bölümüne çıkıldığında, bazı bina kalıntılarına rastlanır. Soldaki büyük kısmın yemek salonu, ona bitişik olanın ise manastır görevlilerine ait olduğu sanılmaktadır. Sağdaki binalar ise; su kanallarından anlaşıldığına göre mutfak ve yemekhane idi. Bunların yukarısında üzeri tonozla örtülü büyük bir su sarnıcı bulunmaktadır. Bunun yanıbaşında ise üç nefli bir Bizans kilisesi bulunmaktadır. Batısında bulunan iki kapının açıldığı mağara hücresi, manastırın ilk kiliseciği için uygun yerdir. Kilisenin kuzey dış duvarındaki freskler, son hüküm (mahşer günü), İsa'nın bin yıllık denilen kürsüsünün hazırlanışını, cennet-cehennemi tasvir ederler ve onca tahribata karşı canlılık ve güzelliklerini halen korumaktadırlar. Fakat üzülerek söylemek gerekirse 1923 tarihinde terk edildikten sonra tamamen yok sayılmıştır.
Manastır gezisinden sonra yönümüzü kuzeye çevirerek Karadeniz sahiline doğru yola koyuluyoruz. Karadeniz’e gelmişken, Karadeniz’in bize sunmuş olduğu o enfes tatları tadabileceğimiz yemek molaları veriyoruz. Bugün balık menülü öğle yemeği molası vereceğiz. Yediğimiz balıkların bize vermiş olduğu güçle tekrar yola koyuluyoruz ve öğle yemeğinin ardından Doğu Karadeniz gezisine doğuya doğru yol alarak devam ediyoruz. Sürmene’deki evleri rehberimiz sizlere anlatıyor olacak. Karadeniz ve özellikle mimarisi hakkında rehberimiz tarafından anlatılan bilgilerle Sürmene evlerini izliyoruz. Bunlardan en önemlisi olan Memişağa (Kastel) Konağı’nı geziyoruz. Sürmene’nin dört kilometre doğusunda bulunan yapının büyük bölümü kesme taştan yapılmış olmasına rağmen ahşap işçiliği ile de ünlüdür. Yapılış tarihi tam olarak bilinmemekle birlikte, 18. yüzyıl sonlarına doğru yapılmış olduğu sanılmaktadır. Daha sonra Uzungöl’e doğru yol alıp çevre gezisi yapıyoruz. Deniz seviyesinden 1090 m yükseklikte bulunan Uzungöl, dik yamaçları ve muhteşem orman örtüsü ile Alplerin güzelliğini geride bırakmaktadır. Vadinin ortasında bulunan ve yamaçlardan düşen kayaların Haldizen deresinin önünü kapatmasıyla oluşmuş göl, “Uzungöl” olarak bilinir ve çevreye aynı ad verilmiştir. Özellikle yakınındaki “Şerah” köyünün yöreye uygun tarzda yapılmış eski ahşap evler, doğanın güzelliğini tamamlar özelliktedir. Gölün su sathı, mevsiminde gelen su miktarı ile bağımlı olarak cüzi farklılıklar gösterse de, genelde boyu 1000 metre, eni 500 metre, derinliği ise 15 metre civarındadır.. Son yıllarda hem yerel yönetimin yanlış uygulamaları hem de hızlı gelişen turizm aktiviteleri çevreyi bozmaya ve kirletmeye başlamıştır. Alınması gereken önlemleri burada yazmak zor, fakat bu günkü gezide siz katılımcılarımızla bunları uzun konuşma şansımız olacaktır.. Gezi sonrası Rize’ye hareket ediyoruz. Araçla yapacağımız şehir gezisinin ardından, şehir merkezinin güneybatısında yer alan Rize Kalesini geziyoruz. İl merkezindeki bir tepenin üzerinde yer alan ve 480 m2’lik bir alanı kaplayan kale, 14. yüzyıl başlarına, Cenevizliler dönemine tarihlenmektedir. Rize kalesi, İç Kale ve Aşağı Kale’den oluşmaktadır. Surlarının yüksekliği 15-20 m. arasında değişmektedir. Kale gezimizin ardından konaklamamızı gerçekleştireceğimiz Ardeşen ilçesinde Fırtına Deresi kıyısında bulunan Green Ayder oteline yerleşiyoruz.
3.Gün Pazartesi:
Otelde alacağımız kahvaltının ardından Fındıklı güzergahını takip ederek Çağlayan Köyüne ulaşıyoruz. Halen büyük bir bölümünün içinde yaşamın devam ettiği Doğu Karadeniz’in eşsiz sivil mimari örneklerini göreceğimiz tarihi konakları beğeniyle gezeceğinizi düşünüyoruz. Düz geniş alanda kurulmuş yerleşimler, serenderler, fındık bahçeleri, kemer köprülerle tamamen Doğu Karadeniz’i özetleyen bir vadi.. Çağlayan Köyü ve Aslandere Köyü’nde yoğun olarak bulunan konakların her biri döneminin en ince zevklerini sergilemektedir. Çağlayan köyü gezimizin ardından, Doğu Karadeniz’in en doğusuna Sarp sınır kapısına doğru yola koyuluyoruz. Adı gibi sarp bir coğrafyada kurulu olan sınır kapısını ve Gürcü satıcıların pazarlarını geziyoruz. İsteyen kalımcılar olursa köy içerisinde kısa bir gezinti yapıyoruz. Eğer isterseniz özel uğraşlarla Gürcü şarabı satın alıyoruz. Türkiye ile Gürcistan arasındaki sınır kapısı olan Sarp Sınır Kapısı, adını Sarp köyünden alır. Gürcistan tarafındaki sınır köyünün adı da Sarpi'dir. Bu sınır kapısı, 1989 yılında açılmıştır. Hopa’nın 15 km. doğusunda yer alan Sarp Sınır Kapısı, Gürcistan'ın Acaristan Özerk Cumhuriyeti'ne açılan bir kapı olmanın yanında, bütün Kafkasya'ya ve Orta Asya ülkelerine açılan karayolu üzerindeki sınır kapısı olarak da önemlidir. Sarp Sınır Kapısı'nın Acaristan'nın başkenti Batum kentine uzaklığı yaklaşık 20 km'dir. Sarp sınır kapısı gezimizin ardından Hopa Cankurtaran geçidine yöneliyoruz. Doğusundaki Karçal Dağları’nın (3400 m) eşşiz manzaraları, buzulları, buzul gölleri, buzulların erimesinden doğan dereleri, tarihi kemer köprüleri ve yaylaları ile zengin bir turizm potansiyeline sahip olan Borçka ilçesini gezip akşam konaklayacağımız Maçahel vadisine doğru yol alıyoruz. Orman ve yaylalarındaki endemik flora zenginliği, anıt ağaçları, derelerinde bolca bulunan kırmızı benekli balıkları, saf Kafkas arısıyla üretilen kara kovan balı gibi çeşitli özellikleri bulunan Maçahel, doğal yaşama tutkun herkesin ilgisini çekmektedir. Maçahel Havzası’nın bir bölümü 2005 yılında “Biyosfer rezervi” ilan edilmiştir. Ayrıca Karçal Dağları önemli bitki alanı'nın büyük bir kısmını oluşturan Camilli havzası, Avrupa ve Orta Asya'yı içine alan geniş coğrafyadaki en büyük doğal yaşlı ormanları ve çeşitliliği barındırmaktadır. Dünyada üç önemli arı ırkından biri olan Kafkas Arı ırkının bozulmadan korunduğu tek yer olduğu için “Gen koruma alanı” ilan edilmiştir. Akşam konaklayacağımız pansiyon tüm bu güzelliklere hakim tepelerden biri olan Efeler köyünde bulunmaktadır. Pansiyon, yöresel mimari yöntemleriyle yapılmış ahşap, şirin bir yapıdır. Odalar grup konaklamasına göre düzenlenecektir. Bazı odalarda maalesef banyo tuvalet bulunmamaktadır. Banyo tuvalet ortak kullanımlıdır. Program boyunca tek kişilik odalarda konaklama yapan misafirlerimiz bu pansiyonumuzda tek kişi konaklama yapamayabilirler. Maçahel halen gelişmekte olan bir bölgedir. Bu özel bölgede konaklamak ister istemez bazı özel koşulları zorunlu kılmaktadır. Pansiyonumuzun ev sahiplerini, Gürcü yemeklerini, Akordeonla oynadıkları deli horonlarını ve enfes doğa manzarasını çok seveceğinizi biliyoruz.
4.Gün Salı:
Yeşilin ve doğanın kucağında alacağımız enfes sabah kahvaltısının ardından Maçahel vadisindeki en güzel şelaleye bir gezi yapacağız. Önce yaklaşık bir saatlik araç yolculuğu yaparak Maçahel Milli Parkı sınırları içinde kalan Maral Köyüne ulaşıyoruz. Daha sonra kısa bir köy gezisi sonrası doğal yaşlı ormanın içerisinde, dev kayın ağaçlarının gölgesinde oldukça geniş sayılabilecek patikayı takip ederek bir saatlik yürüyüşle Maral şelalesine ulaşıyoruz. Şelale yaklaşık 40 metre yükseklikten dökülmekte ve enfes bir görüntü sergilemektedir. Şelalenin tabanına inmek biraz zahmetli olacak, fakat yukarıda olduğu gibi aşağıda da manzara müthiş. Sakın geri durmayın haa. Doğru aşağıya.. İsteyen katılımcılarla şelale altında bulunan dev kazanında yüzerek serinliyoruz. Bir saatlik dinlence sonrasında kumanyalarımızı yiyoruz. Camilli köyüne geri dönüp “Ana arı yetiştiriciliğiyle” ilgili olarak yapılan çalışmaları inceleyip bilgi alıyoruz. Daha sonra aracımıza dönüp akşam konaklayacağımız pansiyonumuza geri dönüyoruz..
5.Gün Çarşamba:
Sabah kahvaltısının ardından o eşsiz doğa güzelliklerine sahip Maçahel’e veda edip aracımızdaki yerlerimizi alıyoruz. Doğu Karadeniz’in zorlu yollarını takip edip Maçahel geçidini geçerek Borçka sınırlarında kalan ve görenleri büyüleyecek kadar muhteşem bir güzelliğe sahip olan Karagöl’ün kıyısına aracımızla gelip uzunca bir Karagöl molası veriyoruz. Borçka Karagöl, bir heyelan set gölüdür ve 19.yüzyıl başlarında, bugünkü “Klaskur (Aralık) Yaylası”nın yakınlarındaki bir tepenin heyelan sonucu Klaskur (Aralık) Deresi’nin önünü kapatmasıyla oluşmuştur. Anıt sayılabilecek çeşitli yaşlı ağaçlarla çevrelenmiştir ve zengin bitki örtüsü ile hayvan çeşitliliğine sahiptir. Gölde yöreye özgü kırmızı pullu alabalık bulunmaktadır. Bu güzelliği erkenden terketmek zorunda değiliz tabii ki, zamanımız bol ve gölün bize sunmuş olduğu pozlardan faydalanarak bolca fotoğraf çekiyoruz. Öğle yemeğimizin ardından çaylarımızıda yudumladıktan sonra isteyen misafirlerimizle gölün çevresinde, insan boyuna kadar gelen aşk merdivenleri arasında bir saatlik bir yürüyüş yapıyoruz. Bu zevkli yürüyüşümüzün ardından bu güzelliği burada bırakarak Borçka, Hopa, Arhavi güzergâhını izleyip Doğu Karadeniz’in en meşhur yaylalarının başında gelen Ayder yaylasına doğru yola çıkıyoruz. Havanında durumuna göre (ki biliyorsunuz Doğu Karadeniz’de hava Ağustos ayı olsada kapalı olabiliyor) isteyenlerle kısa bir deniz molası verdikten sonra, Ayder yaylasındaki pansiyonumuza yerleşiyoruz. Pansiyonumuz Ayder Yaylasında, geniş manzaralı bir alanda kurulmuş butik otel mantığında, şirin konforlu bir pansiyondur. İki, üç kişilik odalar, odalarda banyo tuvalet, ısıtma sistemi bulunmaktadır.
6.Gün Perşembe:
Doğu Karadeniz'in en hareketli yaylası olan Kavron Yaylasına çıkıyoruz. Hem yaylacıların sayısı adına hem de bölgeye gelen turist sayısı bakımından çok zengin ve hareketli olan Kavron Yaylası önemli bir ilgi merkezi olmuştur. Bizler hem yayla hem de bölgedeki en güzel buzul gölleri olan Çengovit gölleri gezisi yapacağız. İlk önce Kavron Yaylası’na çıkıp küçük bir çevre gezisi yapıyoruz. İsteyen katılımcılarımızla yaylanın kuzey doğusundan ulaşılan Çengovit Gölleri bölgesine doğru yola çıkıyoruz. Bu çıkış yürüyüşü iki saat kadar sürecektir. Büyük Karadeniz Gölü, Mekerel Gölü ve isimsiz bir gölü geziyoruz. Yaklaşık 2900 metre yükseklikte bulunan bu buzul gölleri (Sirk Gölü) yürüyüşü size keyifli bir deneyim kazandıracaktır. Hava koşulları uygun ise bu göllerden birinde yüzme molası veriyoruz. Aman mayonuzu almayı unutmayın, yoksa bazı katılımcılarımız gibi üzerinizdeki eşyalarnızla göle girmek durumunda kalırsınız. Göller o kadar muhteşem görünmekte ki sanıyoruz kimse bu cazibeye dayanamayacaktır. Yüzme ve dinlenme sonrası Çaymakçur vadisine doğru yönelip hemen aşağıda bir boncuk gibi duran Karadeniz gölünü izliyor ve bu enfes manzarayı fotoğraflıyoruz. Tekrar aynı yoldan Kavron yaylasına iniyoruz. Galer düzüne uğrayıp orman içi yürüyüş yapmak isteyenlere bir süre serbest zaman veriyoruz. Program bitiminde aracımıza binerek Ayder Yaylasındaki pansiyonumuza geri dönüyoruz. Akşam yemeği sonrasında enerjimizi toplayıp, yöresel tulum eşliğinde horona katılıyoruz.
7.Gün Cuma:
Çamlıhemşin’e inip Konaklar Mahallesi’ni geziyoruz. Bugüne kadar olan Karadeniz gezimizde birçok özgün yapı görmüş olacaksınız. Fakat bugünkü geziyi kapsayacak Hemşin yapıları, yöredeki karakteristik özelliklerin dışında kendi özel mimari tarzlarıyla da ilginizi cezbedecektir. Hemşin Konaklarıyla ilgili ayrıntılı bilgileri çeşitli bilgiler sayfamızdan görebilirsiniz. (Ya da bazı turlarda rehberliğimizi yapan Uğur Biryol’un Gurbet Pastası kitabından bilgi edinebilirsiniz) Önce Konaklar Mahallesi'nin en üst noktasına araçla çıkıyoruz. Burada aracımızdan inerek biraz etrafı izliyoruz. Daha sonra bir patikaya girerek ortalama 15 dakikalık bir yürüyüşle maalesef acı bir şekilde yıkılmaya terkedilmiş olan konağa geçeceğiz. Bu konak yörede saygın bir aile olan Tarakçıoğlu ailesine ait Dudi Konağıdır. Bir rekabet sonucu yapıldığı iddia edilen konak, odaların giriş bölümünde bulunan antre sistemi ile özgünlük taşımaktadır. Konakların çoğunda yaşam devam ettiğinden dolayı içlerine girmemiz biraz sorun olmaktadır. Fakat bu terk edilmiş görünen konağı doyana kadar inceleme şansımız olacak. Yinede buradaki tek sorun biraz tehlikenin var olmasıdır. (Bu konağı her turumuzda gezememekteyiz. Bazen yıkık olan konak pas geçilebilmektedir) Bunun için rehberin arkasında ve onun güvenli bulduğu yerlerden dolaşmak gerekmektedir. Zaten rehberiniz konağın her mekanını ve odaların işlevini size tüm ayrıntısıyla anlatacaktır. Daha sonra araç yoluna dönüp daha aşağıda bulunan vadiye bir kartal yuvası gibi bakan, büyük bir bölümü kesme taştan yapılan konağı geziyoruz. Buranın hemen aşağısında, yamaca uzanmış bir düzlüğün ucunda kurulmuş olan konağa yöneliyoruz. Aslık Konak gezimiz Deliemetler konaklarında olacaktır. Öğle yemeğini bu yüz yıllık konak içerisinde hazırlanan muhlama eşliğinde alıyor olacağız. Burada yapacağımız gezinin ardından Konaklar Köprüsü’ne doğru bir yürüyüş yapıyoruz ve tarihi köprünün üstünden geçerek aracımıza biniyoruz ve Zilkale’ye doğru yola çıkıyoruz. Fırtına Vadisi’nde bulunan sarp yamaçların başladığı noktada tam karşımızda bir ortaçağ şatosunu andıran Zilkale’yle karşılaşacaksınız. Zilkale, Karadeniz gezisinde karşılaşacağınız en ilginç yapılardan biridir. Yeşilliklerin arasında bir başına kalmış olsa da, doğanın içinde kaybolmayacak kadar görkemli bir yapıdır ve bölgenin en dikkate değer eserlerinden biridir. Üzerine kalenin inşa edildiği sarp kaya kütlesi; denizden 750 metre, dere yatağından ise yaklaşık 100 metre yüksektedir. Kale; dış surlar, orta surlar ve iç kaleden meydana gelmektedir. Dış kalenin kapısına kuzey batı yönünden, hatalı onarım sonucu yapılmış beton bir yolla ulaşılır. Kuzeydeki kapının söve taşları sökülmüştür. Bir teras yardımıyla orta surlar seviyesine çıkılır ve ikinci bir kapı ile kale içerisine girilir.
Orta kale içerisinde üç önemli yapı bulunmaktadır. Bunlar muhafız binası, şapel ve baş-kuledir. Kulenin dört katlı olduğu, duvarlardaki hatıl izleri ve kiriş deliklerinden anlaşılmaktadır. İçerisinde ince bir bölüntü duvarı ve dolgu toprak vardır. Duvarlar üzerinde doğu yönünde kemerli pencereler, diğer taraflarda mazgal delikleri bulunmaktadır. Kulenin üst tarafının bir teras şeklinde olduğu belirlenmiştir. Duvarlar içerisinde, büyük olasılıkla kapanmış sarnıçlara su akıtan dikey uzanan boru yuvaları bulunmaktadır. Kalenin kesin yapılış tarihini belirtecek veriler yoktur. 11.-12. yüzyıllarda Kommenoslara ait olduğu düşünülmektedir.
Daha sonra yine aracımızla yola devam edip Palovit Şelalesi’ni göreceğimiz Palovit Vadisi’nin girişine gidiyoruz. Bu vadi bölgedeki önemli vadilerden biridir. Sarp yamaçları ile bölgedeki en önemli kanyonu barındıran Palovit Vadisi, “Şelaleler Vadisi” olarakta bilinir. Araçtan ineceğimiz noktadan yaklaşık bir saatlik yürüyüşle ulaşacağımız şelale, bizi gürültüyle karşılayacaktır. Yaklaşık on beş metreden direk düşen şelale müthiş bir görüntü sunmaktadır. Gören herkesin beğenisini kazanan şelalenin yarattığı su zerreciklerinin etkisi etrafta da gözlenmektedir. Şelale gezimiz sona erdikten sonra aynı yoldan aracımıza dönüp Ayder'e doğru yol alıyoruz. Karadeniz'de konaklayacağımız son gece ve bu geceye layık, Karadeniz ezgilerinin eşliğinde kendimizi horon ve eğlenceye bırakıyoruz.
8.Gün Cumartesi: Bugün turumuzun son günü. Sabah erken saatte Ayder'deki pansiyonumuzdan ayrılıp eşyalarımızı araca yerleştiriyoruz. Trabzon'a hareket edip katılımcıları Trabzon hava alanında yolcu ediyoruz. Katılımcılarımız dönüş organizasyonlarını Cumartesi sabah uçağında yapmaları gerekmektedir. Akşam uçağını değerlendirmek isteyen katılımcılar Trabzon'da serbest zaman geçirebilirler. Bu durumda hava alanına geri dönmeniz kendi imkanlarınızla olacaktır. Sabah hava alanına ulaştığımızda akşam seferi ile uçuş yapacak katılımcılar eşyalarını emanete bırakabilirler. |